10 Temmuz 2010 Cumartesi

İnsan

Tanrı'dan çaldığım satırlarla ıslatıyorum kağıtları.Ölümden önce gördüklerim hafızamda bir dövme gibi asla çıkmıyor.
Pişmanlık mı? Belki ama emretmek yok demiştim! Cezası büyük olmalı ve herkez bunu bilmeli ama banada büyük bir ceza bu.
Kim katlanabilir ki? Ama ben yapmadım onu kendileri istedi. Aaah! Cezamı bulmalıyım...

Ceza

Bu gün pazartesi elimde parlak,keskin bir metalle aynanın önünde duruyorum. Tanrım ne yaptım ben! Son bi kez ailemi
görmeliyim ya da onlardan geriye kalanları, pek bir şeyde kalmamış aslında sadece biraz et ve kan.
Kan kokusu genzimi yakıyor ama hoşuma da gitmiyor değil zaten istediğimde bu değil miydi eğlenmek için biraz kan! Daha
fazla kalmamalıyım... Zaten korkacak kimsem yok,günahlarım gördüğüm acılardan daha fazla.Şimdi bileklerim yanıyor.
Acı,acı,acı. Başım döndü ve yığıldım yere. Sadece zeminde dolaşan küçük karıncalarla aynı seviyedeyim ya da onlardan daha
aşşağıda. Çokta zor değilmiş insanların canına kast etmek, kendininkine olduğu gibi.
Bütün oda aşşağıda kaldı,bedenim aşşağıda,acılarım,gerçeklerim...Kenarı islenmiş bir ayna,yeni kırılmış ve parçaları kan içine,
dağılmış bi klozet,küçük bir raf,üstünde ilaçlar;tanıdık ilaçlar...Hatırlayamadım zaten artık pek bi önemi yok.
Ne komik bir yüzüm var.Siyah uzun saçlar.İri bir bedenim var normalden çok daha iri,düşerken kafamı klozete çarpmışım
ayaklarım hala tuvaletin dışında, yerde öylece yığılmış ,bileklerimden fışkırmış kanlardan oluşan havuzun içinde yüzüyorum
ama hala jilet palaklığını koruyor, ruhumun karanlık ışığını yansıtıyor. Bütün gerçekleri daha iyi görüyorum şimdi ama hepsi
yavaşça kararıyor.
Karanlıkta kaldım. Hala evdemiyim acaba?
Hayır bu koku evde yok... Islak bir koku !
Gözlerim tekrar açılıyor tabi hala varlarsa.Sadece görüntüler geliyor işte.
Ellerimin altında binlerce kurtuç kıpırdanıyor sanki gıdıklar gibi. Ayağa kalkıyorum karşımda birşey var ama göremiyorum
sadece hissediyorum! Kim olduğunu anladım. Şeytan!
Konuşmadı benle sadece tek bir emir.
''Kimse bana emredemez!'' derdim. Ama bunu burada düşünemicek kadar zavallıyım.
Burdan kurtulmak için herşeyi yaparım Şeytan için herşeyi! Son bir şans daha. Tekrar dünyaya dönmek ne olursa olsun.Bu
son şansın bir bedeli olmalı mı?
Evet oldu... Lanetli bir bedenle dünyaya geri dönmek ve şeytan için çalışmak. Dünyada kulağa bukadar zor gelmiyordu.Ama
bu son şansı kaçıramam ve kabul ettim.
Tekrar dünyaya fırlatıldım ama bu sefer farklı geliyordu herşey. Korku yoktu kimse bana dokunamaz sonuçta. İlk emir
belliydi. Git ve öldür! Bu sadece alışmam için bir ilk.Bir hastahane odasında uyandım,sessizce dışarı cıktım gece saat 01:23
etrafımda çokta olmasa insan var. Biri olmalı birini seçmeliyim.İşte orada kısa saçlı sarışın kadın.Hayatım boyunca
yaklaşamadım böyle tiplere elinde davidoff sigarası üstünde iyi bir elbise güzel bi kadın.Utangaç tarafım asla izin vermedi
böyleleri ile konuşmama ve güzel bir kız gördükten sonra her günün sonu aynı bitti hiç yüzüme bile bakmadılar ve her
akşam tuvalet aynasının önünde vücuduma yeni yaralar açarak cezalandırdım kendimi.Ama artık herkez tanıyacak beni.
Cezalar son bulacak.
Yaklaştım kadının yanına:
''Merhaba''
''Ne istiyorsun yakışıklı?''dedi yumuşak bir şekilde.
Şaşırdım böyle bir cevap beklemiyordum sesimi biraz daha yumuşatarak sordum:
''Benimle gelmelisiniz?''bunu sölediğime inanamıyordum neden tanımadığım bir kadın benimle birlikte gelmeliydiki.
''Parasını verirsen heryere gelirim tatlım''diyerek kahkaha attı.
Anlamalıydım karşımdaki bir fahişeydi ve tek istediği kolay bir müşteri bulmaktı.Beraber bir otele doğru yürüdük. Tam
olarak nerde olduğunu bilmediğim, çok kötü, eski bir oteldi.
Otele kadar geldim ama cebimde bir metelik bile yoktu. Otele girip odaya çıktık. Mor duvar kağıtları ile kaplı odada
beni yavaşça soymaya başladı. Gözüme yatağın yanındaki komidinin üstünde duran yeşil saplı türbüşon takıldı. Uzandım ve
hızlıca aldım, ben onu aldığımda kadın çoktan pantolonumun düğmesini açmıştı, elimdeki türbüşonu sol omzuna sapladım.
Kadın ilk önce şaşırdı ama sonra elini çantasına daldırdı ve uzun bir bıçak çıkardı. kadın bunları yaparken ben olanlar
karşısında şaşırıp kalmıştım. Elinde ki bıçakla üstüme bi hamle yaptı ama son anda geri çekildim hızlıca kolunu tutup büktüm
ellerim arasında incecik kolu sanki bir çubuk gibi kırıldı ve kemiği etinden dışarı doğru fırladı, yüzüme sıçrayan kanla kendime
geldim ve elinde ki bıçağı alarak fildişi rengindeki boynuna sapladım. Kadın boğazını tutarak yere yığıldı bağırmaya bile
fırsatı olmamıştı.
Üstüm başım kan içinde kalmıştı yan odalardan birinden ödünç almaya karar verdim.Odadan cıktım ve yan odanın kapısına
ilerledim, bıçağı hala elimde tutuyordum, kapıyı çaldım, ayak sesleri duyuldu ve kapı açıldı karşıma iri yarı kilolu bir adam çıktı:
''Efendim?'' dedi şaşırmış bir ifadeyle
''İyi akşamlar. Acaba üstünüzde ki kıyafetleri ödünç almam mümkün mü?''
Şaşkınlığı biraz daha artarak:
''Tabiki''dedi
Bu sözün ardından içeri girdim, adamın kalın boynunu ellerim arasına alıp hızlıca çevirdim,adam son sıcak soluğunuda
elime üfledikten sonra kendini bıraktı. Birden ağlamaya başladım ama sebebi ne katlettiğim adam ne de kadındı sadece
ağlıyordum ama kendimi toparlayıp dolapları karıştırdım ve kendime uygun kıyafetleri buldum, temizlenip giydim.
Biraz para alıp odadan çıktım. Aşşağı inip otelden ayrılırken resepsiyonistin arkamdan bağırdığını duydum, arkamı döndüm:
''Buyrun?''
''Paranı ödesene lan orospu çocuğu!''
''Çok özür dilerim'' diyerek ağlamaya başladım ve cebimdeki bütün parayı adama vererek otelden çıktım.
Tekrar yürümeye başladım ve dünyaya geldiğim hastanenin önünden geçerken bileklerimdeki kesik izleri sızlamaya başladı
soluma baktım 2 polis arabası duruyordu ve beni görür görmez üç polis bana doğru koşmaya başladılar, içlerinden birisi:
''sen!'' dedi ve...

Şırınganın Uykusu

Uyandım ama gözlerimi açamıyordum sadece yanımda konuşan iki admaın sesleri vardı kulaklarımda:
''Vücudu ilaçları reddediyor ve hergün hastalığı ilerliyor. Hasta şiddet eğilimi gösteriyor ve siz bu hastanın kaçmasına izin
veriyorsunuz öylemi!''
''Ama başhekimim''
''Bu hasta hakkında savunmanızı bekliyorum''
Birden üçüncü bir adam sesi daha geldi kulaklarıma:
''Hastanın teşihisi ne?''
''Desorganize Şizofreni''
''Sizce neden bu olayları gerçekleştirmiş olabilir?''
''Hastanın kullandığı ilaçları vücudunun reddetmesi sonucu oluşan bir kriz anında gerçekleştirmiş olabilir,ayrıntılı bir tetkik
yapmadan size ayrıntılı bir bilgi veremem.''
''Peki böyle bir hastanın daha önceden gözetim altına alınması gerekmez miydi?''
''Her şizofreni teşhisi koyulan hasta aynı semptomlerı göstermez ve önceden kriz anı belirlenemez.''
''Hasta bundan sonra nasıl bir tedavi altına alınacak?''
''Artık hastanın tedavi edilmesi imkansız,başka bir krizi engellemek için uyutulacak.''
''Bu ne zaman gerçekleşecek?''
''Yaklaşık üç saat sonra.''
''verdiğiniz bilgiler için teşekkürler doktor bey,iyi akşamlar.''
''Ben teşekkür ederim memur bey hastanamizdeki en agresif hastayı bulmamıza yardımcı oldunuz,iyi akşamlar.''
Birden kapının sertçe çarpılması ile kendime geldim içerde kimse kalmamıştı yavaşça gözlerimi açtım ve birden gözlerime
yatağımın karşısındaki resim takıldı oldukça basit bir resimdi kırmızı bir gökyüzü altında uzanan sarı dağlar...
Resmin güzelliği karşısında kendimi alamıyordum,üç saat içerisinde ölecektim ama hiç önemsemiyordum.Hiçbirşey artık bu
resimden daha önemli değildi.Kapı açıldı ''artık zamanı geldi'' diyen doktorun sesi duyuldu ama hala resimden gözlerimi
alamıyordum,şırınganın içindeki havayı boşaltmak için sıkılışının sesini duydum ve koluma sıçrayan ilacın soğukluyunu
hissettim ilacın ölümcül gücü altında kalan kolumu eritiyordu adeta ve birden kolumda büyük bi acı hissettim bu acıyle birlikte
gözlerimden yaşlar akıyordu ama beni üzen tek şey bu resmi bir daha göremicek olmamdı. Kulaklarımda büyük bir çınlama
oldu birden resimde ki kırmızı gökyüzü mavi bir denize, sarı dağlar ise altın rengi kumlara döndü,mavi dalgaların kum tanelerine
çarpması ile birlikte çıkan ses eşliğinde doktorun sesi uzaklaştı,mavi denizin içinde balıklar oynamaya başladı ve bir tanesi
denizin içinden çıkarak hayatımdan büyük bir ısırık aldı bir sonraki ruhumu yedi ve öteki bedenimi benden uzaklaştırdı artık
hiçbir şey hissetmiyordum ve denizlerin ardına balıklarla birlikte yolculuk ettim ve derin sulardaki karanlıklara daldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder